Ana içeriğe atla

EMLAK DANIŞMANI BİR FİRMA DOLANDIRIYOR. DİKKAT!

Resim internetten alınmıştır.

Aman ha; emlakçılara, ‘’biz emlakçı değiliz, emlak danışmanıyız’’ diyenlere dikkat edin. Dolandırılabilirsiniz! Biz yaşadık çünkü.
Bir yandan, başımıza hiç yoktan açılan sorunla yasal yollardan uğraşmaya çalışırken bir yandan adalet sistemini istediği gibi kullanabilecek güçte olduğunu ispatlamaya çalışan firmanın mafyavari tavır ve tehditleriyle uğraşıyoruz. Bu arada; bir ülkede adalet sisteminin, ‘güç ölçüsünde yönlendirilebilir’ düşüncesinin telaffuz ediliyor olması çok tehlikeli ve utanç verici.
Bizim başımıza geleni anlatayım.
Nihayet evliliğimizin 10.yılında, çocuklarımız artık okullu olmuşken, daha fazla geç kalmadan, şartlarımızı da zorlamayı göze alarak, ince ince hesaplardan sonra ev almaya karar verebildik.
Yaklaşık 3 ay önce, bir hafta sonu, internetten belirlediğimiz daireleri görmek üzere evden çıktık. Sahibinden daire bulmak konusunda kararlı olmamıza rağmen o gün bir emlak firmasının ilanındaki daireye de bakmak istedik. Akıl tutulması işte…L
Ciddi, büyük ve profesyonel olduğunu düşündüren firmanın lüks vitrinine aldanarak girdik içeri. Daha kapıda şık, takım elbiseli, gayet güler yüzlü danışmanlar karşıladı bizi. Çocuklar da yanımızdaydı. Mutlu bir aile tablosu olarak karşılarındaydık. Müthiş bir yem görmüş gibi sevinçliydiler. Tabi o an bunu anlamamız imkansızdı.
İki daire gösterdiler. Üstelik o an müsait araçları olmadığı için kendi aracımızla gittik daireleri görmeye. Birini çok beğendik. Ofise döndük. Müdür olarak tanıtılan şahısın odasına cümbür cemaat bayram havası içinde girdik. Onlar bizden çok daha mutluydular. Ev sahibini tanıdıklarını ve bizim için pazarlık yapacaklarını söylediler. Müdür denen şahıs karşımızda gözlerimizin içine baka baka pazarlık yaptı, güya ev sahibi ile. Sonradan ev sahibi olan müteahhitten öğrendik ki kendisiyle böyle bir konuşma yapılmadığı gibi, söz konusu daire için de aranmamış hiç.
 Kaparo istediler, o an tedarikli olmadığımız için vermedik. İyi ki vermemişiz…
 Dairenin başkasına satılmaması için bir sözleşme imzalattılar. İşte ne olduysa, o imza ile oldu.
Daha sonra dairenin iskanının olmadığını, bize gösterilen daire numarası ile sözleşmedekinin farklı olduğunu öğrendik. İnternette araştırma yapınca firma hakkında yüzlerce şikayet olduğunu ve hatta haklarında davalar açılmış olduğunu gördük.
Aman Allah’ım nasıl bir pisliğe bulaştık diye dövünürken, yine de bir umut, hasarsız çıkarız belki bu işten diye düşünmeye gayret ettik. Ama çok da beklememize gerek kalmadan, korktuğumuzu yaşamaya başladık.
Önce eşime gelen tehditkar telefonlar… ‘’Vazgeçerseniz bedelini ödersiniz. Elimizde sözleşme var, 16 bin TL ödemek zorunda kalırsınız’’ şeklinde konuşmalar… Sonrasında, ‘’Hiçbir şey çıkmaz bu işten, endişelenmeyin’’ diyen bütün eş dost, bilirkişi addettiklerimizin teselli cümlelerine rağmen kapımıza gelen icra yazısı… Net haklı vazgeçme nedenlerimiz varken icra dairesinin neye dayanarak işlem başlattığını anlayamamak… Sinir, öfke, üzüntü… Hangi olumsuz duygu varsa…  İnanılmaz can sıkıcı, huzurumuzu kaçıran bir süreç… Ey adalet, neredesin!
Zaman kaybetmeden icra dairesine itirazda ve savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Görevli memurlardan, bu firma hakkında daha önce de şikayetler olduğunu, hatta açılmış dava olduğunu öğrendik. Gerekenleri yaptığımızı ve artık bu işten kurtulacağımızı düşünerek bir nebze rahatladık.
Ama… Ama bu firmanın arkası güçlü . Devir güç devri… Ey adalet! Vahh adalet!
Yaklaşık 10 gün sonra, yani dün, eşimin maaşına haciz yazısı geldi. Dön başa!… Sinir, stres, üzüntü…
Hacze itiraz dilekçesinin neden işleme konulmadığını öğrenmek için icra dairesine gitti eşim.Bugün itibariyle haciz işlemi durduruldu. Ama belli ki bu iş çok uzayacak.
Siz siz olun KARVEN YAPI GAYRİMENKUL’ den uzak durun. Benden söylemesi…

Bu ismi bir de Google’a sorun, söylesin ne olduklarını.

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR AMELİYATIN ARDINDAN...

Geçen hafta ameliyat oldum. On yılı aşkın bir süredir muzdarip olduğum ve hep ertelediğim bir hastalıktan… Ameliyat kelimesi hala çok ürkütücü geliyor, daha önceki tecrübelerime rağmen. Kesilmek… Dikilmek… Öncesi, sonrası… Zor yani… Ya anestezi olmasaydı! Ameliyat günü, sabah hastaneye giderken düşündüm. Çok ciddi olmasa da her operasyonda komplikasyon gelişme riski var. Ve canlı girdiğim o kapıdan cansız çıkabilirim. O an, ilk yüreğimi acıtan ‘’Çocuklarımın durumu ne olur?’’ duygusu oldu. Daha küçükler…  Anne ve baba etrafında dönen bir dünyaları var. Hele de bizim gibi çekirdek ailelerde… Anneanne, babaanne yok… Amca yok. Teyzeler, dayılar uzakta… Hastane odasında uzun bir süre ameliyat saatini beklemem gerekti. Araya giren acil vakalardan dolayı… Damar yolu açıldı. Önlüğü giydim. Nihayet almaya geldiklerinde kafamın içi bomboştu artık. En alt kata inerken asansör, hemşireler ve ben, sessizdik… Ameliyathanenin kapısı açıldı, benim adım ve doktorumun adı iletildi içeriye. Birkaç d…

BEZ BEBEĞİM KÜSTÜ MÜ?

Uzun cümleler kuramayacak kadar yorgunum…  Şırıl şırıl bir dere sesi olsun, havada portakal çiçeği kokusu ve ağaçlar yeşil dallı… Bir de çocukluğum…
Bez bebeğimin ipten saçları var, gözleri düğmeden. İçi pamukla dolu. Benimle konuşmuyor. Küstü mü?
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Ekmek dilimleri üzerine kaymak yine… Her sabah, her sabah… Türkü söylüyor, öyle neşeli ki… Sesi güzeldir annemin. ‘’Dostum dostum, gelsene yarim’’diyor.  Evimizde huzur, soframızda bereket bir de annemin gölgesi … Yeter bize.
Bahçemizde maydanoz, soğan yetiştiriyoruz. Sarmaşık gülleri, fesleğen, küçük limon ağacı… Akşamüzeri sulanıyor hepsi. Mis gibi toprak kokusuyla etrafa yayılıyor mutluluk.
Hava kararıyor sonra yavaştan. Yemek kokuları sarıyor bu defa yuvamızı. Yer sofrasında ve küçücük evimizde birbirimizin gözlerine bakabilecek kadar yakınız.
Kışın sobada odun çıtırtıları, üstünde kestane ve mutlaka çaydanlık…  Olmalı.
Sonra dağıldılar birer birer… Bez bebeğim, kaymaklı ekmeğim, ‘’Dostum, dostum’’ türküs…

TÜRKİYE’DE BİLİM İNSANI OLMAK

Bir bilim insanı olmak üzere kimya eğitimi aldım. Hem de Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinden... Eğitimim boyunca, bu değerli bilimin ne kadar heyecan verici ve ne kadar zor olduğunu gördüm. Mezun olduktan sonra mesleğimi kısmen de olsa icra edebileceğim bir işe girebilecek kadar şanslıydım. Sonraki yıllarda farklı sektör ve pozisyonlarda çalışmak zorunda kaldığım için uzaklaştım kimyadan. Türkiye’de bilim insanı olmak çok zor çünkü. Bunu, birçok değerli, zeki arkadaşımın yıllarca iş bulamaması ve çok farklı alanlara yönelmek zorunda kalmasından da biliyorum. Kendimden de… Son zamanlarda kimya, fizik, biyoloji, tıp gibi bilim dallarının yabancı dizilerde ne kadar sık kullanıldığını gördükçe, izlerken hem heyecanlanıyor hem üzülüyorum. Böyle birkaç dizide kahraman bir kimyager… Deneyler, buluşlar, teorilerle nasıl ilgi çekiyor, nasıl hayran bırakıyorlar… Ben de bir kimyagerim! Diplomamda öyle yazıyor! O bilgiler pratikleşme şansı bulamadığı için uçup gitti ama. Organik, fizi…