Ana içeriğe atla

BENDEN YAZAR OLUR MU?

gulcanbaranturan.blogspot.com
Benden yazar olur mu?
 Böyle bir soru sorduğuma göre, bu konuda bir iddiam olmalı. Doğru… Vardı.
Yazma yeteneğim, ortaokul 1.sınıfta, kompozisyon dersinde keşfedildi. Türkçe öğretmenim, verdiği ödevi sınıfta okutunca ve ‘’bunu sen mi yazdın?’’ diye şaşkınlığını gizleyemeyince ortada garip bir durum olduğunu anladım. İlk kez kompozisyon yazıyordum ve bu konuda arkadaşlarımdan daha yetenekli olduğum gibi bir farkındalığım yoktu.
Yeteneğimin keşfi, Adana çapında kompozisyon yarışmalarından ard arda gelen 1.likler, Türkiye genelinde derece, benimle birlikte ödül törenlerine koşturan öğretmenlerim, televizyonda boy göstermek, Hürriyet Gazetesi’nde yazımın yayınlanması… Rüya gibi… Güzeldi.
Okulda herkesin tanıdığı, popüler bir kızdım artık. Öğretmenlerimizden birinin kendi yazdığı şiirini okuyuşunu ve yorum bekler gibi gözlerime bakışını unutamam. ‘’Nasıl çıkıyor o sözler?’’ demişti. Hayranlıkla karışık şaşkınlık vardı yüzünde.
Ortaokul, hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Elimden tutup o okula kaydettiren değerli ilkokul öğretmenim,  güzel yürekli müdür muavinimiz, Türkçe öğretmenlerim…  Asla unutmayacağım harika insanlar… Hayatımda derin izler bıraktılar.
Ortaokuldan sonra lise… Başarılarım devam etti. Lise, hayatımın bir başka dönüm noktası…


Sayısal bölümler daha itibar görürdü benim dönemimde. Edebi alandaki başarımı çekemeyen bir arkadaşımın kulağıma ulaşan dedikodusu meslek seçimimi etkiledi. Bütün öğretmenlerimin ortak kanısı edebiyat bölümünde okumam gerektiğiydi. Kulağıma fısıldanan ‘’ sözelde başarılı ama sayısalı yapamaz’’ cümlesi sayısala geçmeme neden olacak kadar etkiledi, üzdü beni. İnatçı yönümü tanımama neden oldu. Sayısal bölümün gayet de güzel üstesinden geldikten sonra başka yol ayrımındaydı sıra. Üniversite…
Bir mola vereyim. Devamını yazarım belki. Merak eden olursa… J

Desem ki, hanımeli kokuyor gece. Çocukluğumu hatırlıyorum. Sürüyorum saçlarından ömrümü. Bu gece ben ve anılarım varız sadece.

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR AMELİYATIN ARDINDAN...

Geçen hafta ameliyat oldum. On yılı aşkın bir süredir muzdarip olduğum ve hep ertelediğim bir hastalıktan… Ameliyat kelimesi hala çok ürkütücü geliyor, daha önceki tecrübelerime rağmen. Kesilmek… Dikilmek… Öncesi, sonrası… Zor yani… Ya anestezi olmasaydı! Ameliyat günü, sabah hastaneye giderken düşündüm. Çok ciddi olmasa da her operasyonda komplikasyon gelişme riski var. Ve canlı girdiğim o kapıdan cansız çıkabilirim. O an, ilk yüreğimi acıtan ‘’Çocuklarımın durumu ne olur?’’ duygusu oldu. Daha küçükler…  Anne ve baba etrafında dönen bir dünyaları var. Hele de bizim gibi çekirdek ailelerde… Anneanne, babaanne yok… Amca yok. Teyzeler, dayılar uzakta… Hastane odasında uzun bir süre ameliyat saatini beklemem gerekti. Araya giren acil vakalardan dolayı… Damar yolu açıldı. Önlüğü giydim. Nihayet almaya geldiklerinde kafamın içi bomboştu artık. En alt kata inerken asansör, hemşireler ve ben, sessizdik… Ameliyathanenin kapısı açıldı, benim adım ve doktorumun adı iletildi içeriye. Birkaç d…

BEZ BEBEĞİM KÜSTÜ MÜ?

Uzun cümleler kuramayacak kadar yorgunum…  Şırıl şırıl bir dere sesi olsun, havada portakal çiçeği kokusu ve ağaçlar yeşil dallı… Bir de çocukluğum…
Bez bebeğimin ipten saçları var, gözleri düğmeden. İçi pamukla dolu. Benimle konuşmuyor. Küstü mü?
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Ekmek dilimleri üzerine kaymak yine… Her sabah, her sabah… Türkü söylüyor, öyle neşeli ki… Sesi güzeldir annemin. ‘’Dostum dostum, gelsene yarim’’diyor.  Evimizde huzur, soframızda bereket bir de annemin gölgesi … Yeter bize.
Bahçemizde maydanoz, soğan yetiştiriyoruz. Sarmaşık gülleri, fesleğen, küçük limon ağacı… Akşamüzeri sulanıyor hepsi. Mis gibi toprak kokusuyla etrafa yayılıyor mutluluk.
Hava kararıyor sonra yavaştan. Yemek kokuları sarıyor bu defa yuvamızı. Yer sofrasında ve küçücük evimizde birbirimizin gözlerine bakabilecek kadar yakınız.
Kışın sobada odun çıtırtıları, üstünde kestane ve mutlaka çaydanlık…  Olmalı.
Sonra dağıldılar birer birer… Bez bebeğim, kaymaklı ekmeğim, ‘’Dostum, dostum’’ türküs…

TÜRKİYE’DE BİLİM İNSANI OLMAK

Bir bilim insanı olmak üzere kimya eğitimi aldım. Hem de Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinden... Eğitimim boyunca, bu değerli bilimin ne kadar heyecan verici ve ne kadar zor olduğunu gördüm. Mezun olduktan sonra mesleğimi kısmen de olsa icra edebileceğim bir işe girebilecek kadar şanslıydım. Sonraki yıllarda farklı sektör ve pozisyonlarda çalışmak zorunda kaldığım için uzaklaştım kimyadan. Türkiye’de bilim insanı olmak çok zor çünkü. Bunu, birçok değerli, zeki arkadaşımın yıllarca iş bulamaması ve çok farklı alanlara yönelmek zorunda kalmasından da biliyorum. Kendimden de… Son zamanlarda kimya, fizik, biyoloji, tıp gibi bilim dallarının yabancı dizilerde ne kadar sık kullanıldığını gördükçe, izlerken hem heyecanlanıyor hem üzülüyorum. Böyle birkaç dizide kahraman bir kimyager… Deneyler, buluşlar, teorilerle nasıl ilgi çekiyor, nasıl hayran bırakıyorlar… Ben de bir kimyagerim! Diplomamda öyle yazıyor! O bilgiler pratikleşme şansı bulamadığı için uçup gitti ama. Organik, fizi…