Ana içeriğe atla

SAÇIM DÖKÜLÜYORUN NEDENİ, ZAMANE TIP BİLİMİ

D vitamini
Bu aralar saçım çok dökülüyor. Sinirlerimi bozuyor bu durum doğal olarak. Neden olabilir diye biraz araştırınca, ne kadar çok etken olduğunu gördüm.
D vitamini eksikliği mesela… D vitamini konusu son yıllarda çok popüler. Özellikle kışın, güneş ışığından mahrum kaldığımız için takviye olarak alınmasını tavsiye eden birçok doktor var. Bu konunun dikkate değer olduğunu düşündüğüm için D vitaminimi ölçtürmek istedim. Maalesef devlet hastanesinde yapılmıyor bu test. Bir özel hastanede yaptırdım ama oldukça pahalı…
Test sonucunun yorumlanması da doktora göre değişebiliyor. Aynı değer için bir doktor normal derken, diğeri düşük diyebiliyor. Bu durum doktorların bilgi, tecrübe eksikliğinden mi kaynaklanıyor yoksa sistemin yaptırımlarına boyun eğmek zorunda kalmış olmalarından mı? Bence her ikisi de sebep… Ama olan hastaya oluyor. Görünen o ki; sağlık sektörü, acımasız, kıran kırana ve şifa dağıtmak gibi bir kaygısı olmayan, canavar bir pazar olmuş durumda. Hastadan ne koparabilirsek mantığı… Ya ben canımın derdindeyim, sen cebinin derdindesin. Yazık… Ayıp… Artık hiçbir doktora güvenemiyorum, elimde değil. Sağlık en duyarlı olduğum konulardan biri olduğu için D vitamininden başlayıp, bu noktaya getirebiliyorum meseleyi işte.
Evet, D vitamini eksikliği; depresyon, kemik ve eklem ağrıları, kramplar, halsizlik, bağışıklık sisteminin zayıflaması, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, sindirim sistemi problemleri hatta kanser gibi bir çok sorunun nedeni olarak görülüyor. Canan Karatay Hoca’mızın da üzerinde ısrarla durduğu bir konu ayrıca…

Bugünün literatür doğruları paralelinde bakınca D vitaminiyle ilgili durum bu. Ama yarın yalanlanabilir de… Malum, zamane tıp bilimi!

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR AMELİYATIN ARDINDAN...

Geçen hafta ameliyat oldum. On yılı aşkın bir süredir muzdarip olduğum ve hep ertelediğim bir hastalıktan… Ameliyat kelimesi hala çok ürkütücü geliyor, daha önceki tecrübelerime rağmen. Kesilmek… Dikilmek… Öncesi, sonrası… Zor yani… Ya anestezi olmasaydı! Ameliyat günü, sabah hastaneye giderken düşündüm. Çok ciddi olmasa da her operasyonda komplikasyon gelişme riski var. Ve canlı girdiğim o kapıdan cansız çıkabilirim. O an, ilk yüreğimi acıtan ‘’Çocuklarımın durumu ne olur?’’ duygusu oldu. Daha küçükler…  Anne ve baba etrafında dönen bir dünyaları var. Hele de bizim gibi çekirdek ailelerde… Anneanne, babaanne yok… Amca yok. Teyzeler, dayılar uzakta… Hastane odasında uzun bir süre ameliyat saatini beklemem gerekti. Araya giren acil vakalardan dolayı… Damar yolu açıldı. Önlüğü giydim. Nihayet almaya geldiklerinde kafamın içi bomboştu artık. En alt kata inerken asansör, hemşireler ve ben, sessizdik… Ameliyathanenin kapısı açıldı, benim adım ve doktorumun adı iletildi içeriye. Birkaç d…

BEZ BEBEĞİM KÜSTÜ MÜ?

Uzun cümleler kuramayacak kadar yorgunum…  Şırıl şırıl bir dere sesi olsun, havada portakal çiçeği kokusu ve ağaçlar yeşil dallı… Bir de çocukluğum…
Bez bebeğimin ipten saçları var, gözleri düğmeden. İçi pamukla dolu. Benimle konuşmuyor. Küstü mü?
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Ekmek dilimleri üzerine kaymak yine… Her sabah, her sabah… Türkü söylüyor, öyle neşeli ki… Sesi güzeldir annemin. ‘’Dostum dostum, gelsene yarim’’diyor.  Evimizde huzur, soframızda bereket bir de annemin gölgesi … Yeter bize.
Bahçemizde maydanoz, soğan yetiştiriyoruz. Sarmaşık gülleri, fesleğen, küçük limon ağacı… Akşamüzeri sulanıyor hepsi. Mis gibi toprak kokusuyla etrafa yayılıyor mutluluk.
Hava kararıyor sonra yavaştan. Yemek kokuları sarıyor bu defa yuvamızı. Yer sofrasında ve küçücük evimizde birbirimizin gözlerine bakabilecek kadar yakınız.
Kışın sobada odun çıtırtıları, üstünde kestane ve mutlaka çaydanlık…  Olmalı.
Sonra dağıldılar birer birer… Bez bebeğim, kaymaklı ekmeğim, ‘’Dostum, dostum’’ türküs…

TÜRKİYE’DE BİLİM İNSANI OLMAK

Bir bilim insanı olmak üzere kimya eğitimi aldım. Hem de Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinden... Eğitimim boyunca, bu değerli bilimin ne kadar heyecan verici ve ne kadar zor olduğunu gördüm. Mezun olduktan sonra mesleğimi kısmen de olsa icra edebileceğim bir işe girebilecek kadar şanslıydım. Sonraki yıllarda farklı sektör ve pozisyonlarda çalışmak zorunda kaldığım için uzaklaştım kimyadan. Türkiye’de bilim insanı olmak çok zor çünkü. Bunu, birçok değerli, zeki arkadaşımın yıllarca iş bulamaması ve çok farklı alanlara yönelmek zorunda kalmasından da biliyorum. Kendimden de… Son zamanlarda kimya, fizik, biyoloji, tıp gibi bilim dallarının yabancı dizilerde ne kadar sık kullanıldığını gördükçe, izlerken hem heyecanlanıyor hem üzülüyorum. Böyle birkaç dizide kahraman bir kimyager… Deneyler, buluşlar, teorilerle nasıl ilgi çekiyor, nasıl hayran bırakıyorlar… Ben de bir kimyagerim! Diplomamda öyle yazıyor! O bilgiler pratikleşme şansı bulamadığı için uçup gitti ama. Organik, fizi…