Ana içeriğe atla

KURTULUR MUYUM MUTSUZ BENDEN? KURTULURUM.

mutsuzluk
Hepimiz bir gün yol ayrımı yaşarız. O noktada; iyi ya da kötü olmak, mutlu ya da mutsuz olmak, neşeli  ya da üzgün olmak, korkak ya da cesur olmak, hayatı yaşamak ya da hayattan vazgeçmek gibi, acımız ya da kaybımız ölçüsünde bir tercih yaparız.
 Olumsuzu seçtiysek; hayata kasvetli bir pencereden bakmaya başlarız. Her günümüz endişe, her anımız tedirginlik içinde geçer. Kendimize sığınırız, saklanırız. İyi olmaktan vazgeçeriz; mutlu olmaktan, neşeli olmaktan, cesur olmaktan. Farkında olmadan ben de öyle yaptım, şu ana kadar. Hatta ilk kez bu kadar net görebiliyor ve itiraf edebiliyorum.
Bu arada, benim yol ayrımım annemi kaybetmem oldu.
Şimdi bazılarınızı duyar gibiyim: ‘’Bu acının büyüklüğü ile ilgili değil, kişinin güçlü ya da zayıf olmasıyla ilgili’’. Büyük laflar… Herkes düşüncesinde özgür.
Ama… An gelir yeter deme gücünü buluruz. Silkinmek, tekrar sarılmak için hayata bir hamle yaparız. Ne de olsa hep böyle değildik deriz. Eskiden olduğu gibi mutlu olabiliriz belki diye umutlanırız. Şu an benim hissettiğim gibi. Çocukluğumda içimi dolduran portakal çiçeği kokulu baharları istiyorum. İstiyorum yaaa. Çocuklarımla oynayabilmek istiyorum. Onların kahkahalarına katıla katıla eşlik etmek istiyorum. Yapamaz mıyım? Kim demiş? Denemeye değer.
Hatta ilk adımı attım bile. Eckhart Tolle’nin ‘’Şimdinin Gücü’’ adlı kitabını aldım. Daha okumaya başlamadım. Ruh halimde olumlu değişiklikler yapmasını umut ediyorum. Kitabı bitirince, bendeki etkilerini paylaşırım.

Bundan sonra umutlu, neşeli şeylerden konuşmak istiyorum. İçten gülebilmek istiyorum. Çocuklarıma, eşime sıkıca sarılmak isityorum. Payıma düşen acıları tüketmiş olduğumu düşünmek  istiyorum. Hayat bağlanmak için çok kısa ama vazgeçmek için uzun. Umutlu, neşeli, aydınlık günler bana, size, ülkeme…

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR AMELİYATIN ARDINDAN...

Geçen hafta ameliyat oldum. On yılı aşkın bir süredir muzdarip olduğum ve hep ertelediğim bir hastalıktan… Ameliyat kelimesi hala çok ürkütücü geliyor, daha önceki tecrübelerime rağmen. Kesilmek… Dikilmek… Öncesi, sonrası… Zor yani… Ya anestezi olmasaydı! Ameliyat günü, sabah hastaneye giderken düşündüm. Çok ciddi olmasa da her operasyonda komplikasyon gelişme riski var. Ve canlı girdiğim o kapıdan cansız çıkabilirim. O an, ilk yüreğimi acıtan ‘’Çocuklarımın durumu ne olur?’’ duygusu oldu. Daha küçükler…  Anne ve baba etrafında dönen bir dünyaları var. Hele de bizim gibi çekirdek ailelerde… Anneanne, babaanne yok… Amca yok. Teyzeler, dayılar uzakta… Hastane odasında uzun bir süre ameliyat saatini beklemem gerekti. Araya giren acil vakalardan dolayı… Damar yolu açıldı. Önlüğü giydim. Nihayet almaya geldiklerinde kafamın içi bomboştu artık. En alt kata inerken asansör, hemşireler ve ben, sessizdik… Ameliyathanenin kapısı açıldı, benim adım ve doktorumun adı iletildi içeriye. Birkaç d…

BEZ BEBEĞİM KÜSTÜ MÜ?

Uzun cümleler kuramayacak kadar yorgunum…  Şırıl şırıl bir dere sesi olsun, havada portakal çiçeği kokusu ve ağaçlar yeşil dallı… Bir de çocukluğum…
Bez bebeğimin ipten saçları var, gözleri düğmeden. İçi pamukla dolu. Benimle konuşmuyor. Küstü mü?
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Ekmek dilimleri üzerine kaymak yine… Her sabah, her sabah… Türkü söylüyor, öyle neşeli ki… Sesi güzeldir annemin. ‘’Dostum dostum, gelsene yarim’’diyor.  Evimizde huzur, soframızda bereket bir de annemin gölgesi … Yeter bize.
Bahçemizde maydanoz, soğan yetiştiriyoruz. Sarmaşık gülleri, fesleğen, küçük limon ağacı… Akşamüzeri sulanıyor hepsi. Mis gibi toprak kokusuyla etrafa yayılıyor mutluluk.
Hava kararıyor sonra yavaştan. Yemek kokuları sarıyor bu defa yuvamızı. Yer sofrasında ve küçücük evimizde birbirimizin gözlerine bakabilecek kadar yakınız.
Kışın sobada odun çıtırtıları, üstünde kestane ve mutlaka çaydanlık…  Olmalı.
Sonra dağıldılar birer birer… Bez bebeğim, kaymaklı ekmeğim, ‘’Dostum, dostum’’ türküs…

TÜRKİYE’DE BİLİM İNSANI OLMAK

Bir bilim insanı olmak üzere kimya eğitimi aldım. Hem de Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinden... Eğitimim boyunca, bu değerli bilimin ne kadar heyecan verici ve ne kadar zor olduğunu gördüm. Mezun olduktan sonra mesleğimi kısmen de olsa icra edebileceğim bir işe girebilecek kadar şanslıydım. Sonraki yıllarda farklı sektör ve pozisyonlarda çalışmak zorunda kaldığım için uzaklaştım kimyadan. Türkiye’de bilim insanı olmak çok zor çünkü. Bunu, birçok değerli, zeki arkadaşımın yıllarca iş bulamaması ve çok farklı alanlara yönelmek zorunda kalmasından da biliyorum. Kendimden de… Son zamanlarda kimya, fizik, biyoloji, tıp gibi bilim dallarının yabancı dizilerde ne kadar sık kullanıldığını gördükçe, izlerken hem heyecanlanıyor hem üzülüyorum. Böyle birkaç dizide kahraman bir kimyager… Deneyler, buluşlar, teorilerle nasıl ilgi çekiyor, nasıl hayran bırakıyorlar… Ben de bir kimyagerim! Diplomamda öyle yazıyor! O bilgiler pratikleşme şansı bulamadığı için uçup gitti ama. Organik, fizi…